70'li yıllarda çekilen filmlerini izlediğimde hep kafamda soru işaretleri oluşurdu. bir ona bakar koşa koşa aynanın karşısına geçip birde kendime bakardım. "allahım benim kulaklarım var. annemin, babamın, ablamın falan hep kulağı var! tarık akan'ın neden kulağı yok? o niye böyle?!" diye düşünürdüm. 80'lerde bişey oldu. kulaktan girip ihtilale bağlamıycam. saç kesimleri mi değişti yoksa kimse birbirini duymuyordu da bu gidişe bir dur mu dendi bilemiyorum. bütün kulaksız abilerin kafası küçülüp kulakları çıkmaya başladı. 80'lerin sonuna gelindiğinde bi baktım tarık akan'ın kulağı var! aman allahım resmen benim gibi kulağı var.. ama kulakla beraber bıyığı da var! ee noldu önceden beybifeys olan bu aktörümüzün kulağı ile birlikte bıyığı da çıktı bilemiyorum. hala da bulabilmiş değilim. günümüzde ise tarık akan ustamızın kulağı tekrardan kayboldu! bir bakın bıyığı da yok üstelik.. neler oluyor tarık akan? noldu bize? hayat mı değişiyor yoksa biz mi?31 Ocak 2010 Pazar
tarık akan
70'li yıllarda çekilen filmlerini izlediğimde hep kafamda soru işaretleri oluşurdu. bir ona bakar koşa koşa aynanın karşısına geçip birde kendime bakardım. "allahım benim kulaklarım var. annemin, babamın, ablamın falan hep kulağı var! tarık akan'ın neden kulağı yok? o niye böyle?!" diye düşünürdüm. 80'lerde bişey oldu. kulaktan girip ihtilale bağlamıycam. saç kesimleri mi değişti yoksa kimse birbirini duymuyordu da bu gidişe bir dur mu dendi bilemiyorum. bütün kulaksız abilerin kafası küçülüp kulakları çıkmaya başladı. 80'lerin sonuna gelindiğinde bi baktım tarık akan'ın kulağı var! aman allahım resmen benim gibi kulağı var.. ama kulakla beraber bıyığı da var! ee noldu önceden beybifeys olan bu aktörümüzün kulağı ile birlikte bıyığı da çıktı bilemiyorum. hala da bulabilmiş değilim. günümüzde ise tarık akan ustamızın kulağı tekrardan kayboldu! bir bakın bıyığı da yok üstelik.. neler oluyor tarık akan? noldu bize? hayat mı değişiyor yoksa biz mi?
Etiketler:
tarık akan
08 Ocak 2010 Cuma
toplu taşıma aracı ablaları..
merhaba. günün en berbat saatinde metrobüs denen konserve kutusunu kullanmak zorunda kalan milyonlarca istanbul'ludan biriyim ben. adım deniz. aslında şanslıyım ki haftanın belli günlerinde bu sıkıntılı duruma maruz kalıyorum. kurnaz büyükşehir belediyesi mecidiyeköy/zincirlikuyu istikametine giden bütün toplu taşıma araçlarını kaldırdığından beri metrobüsle mesafeli bir ilişkimiz var. öyle yüz göz olmak istemiyorum. en nihayetinde aramıza yeni katıldı sayılır. ve yeni katılanlara türlü şakalar, türlü pislikler yapılması gerekirken metrobüs, zamlarıyla pek sevimli bir mizah anlayışı olmadığını gösterdi. aslına bakarsanız benim değinmek istediğim konu metrobüs değil. yani metrobüsten yola çıktım ama anlatmak istediğim şey toplu taşıma aracına binen ablalar. bahsi geçen ablaları biraz betimlemek gerekirse; dip boyası gelmiş sarı saçlı, 3-7 yaş arası çocuklu, tercihen tepesine tutuşturduğu güneş gözlüğü ve olmazsa olmazları arasında yer alan "ben artık bu toplu taşıma aracındayım ve tüm saygı, hürmet ve ihtimamı görmesi gereken tek kişi benim" tavrı. hemen durumdan vazife çıkarıp toplumsal bir gözlem ve tesbit objesi haline getirmeye çalıştım bu ablayı. ama iç dünyası öyle çalkantılıydı ki inanın elimden bir şey gelemedi. özerk bölge olan çocuğu ve kendisi toplu taşıma aracında federe bir birimdi adeta. ayakta seyahat etmek mi? ahh delisiniz! bu ablalar bir şekilde oturan gençleri, efendi delikanlıları çeşitli çirkefliklerle yerinden kaldırmasını öyle iyi bilir ki! o koltuk o ablanın hakkıdır! eğer hakkı birinde kalmış ise bunu almaktan asla çekinmez. işte bu yüzden bu ablaların tırnakları uzun ve manikürlü, köpek dişleri ucundan sivridir belki de... kural tanımaz ablalar cep telefonlarıyla da konuşur, 3-7 yaş sevimsizini oturttuğu koltuğu gelen yaşlı insanlarla paylaşmama cüretinde de bulunur. sevimsizdir bu ablalar. milftir belki ama iticidir. asla böyle bir kadının kocası olmayı istemeyiz biz erkekler. mazallah öldürür bu ablalar adamı. bitmeyen bir azap olur, toplu taşıma aracı olur bu evlilik hayatı. şahsi önerim şudur ki bu ablalara çift tarife uygulansın. madem cüretkar neden bunu belediyemize bir nakit girişi, bir döner sermaye aracı haline getirmeyelim değil mi? bakın yazımın sonunu soru işaretli yaptım farkındaysanız. bunun ne anlama geldiğini gayet iyi biliyoruz bence.. interaktif yazı hesabı.. "bize yazdığınız mesajlar habertürk ün editörü yiğit bulut'un cep telefonuna gidiyor" gibi. nasıl bir editörlük anlayışı bu yahu? izleyiciyle bu kadar yüz göz olmaya gerek var mı? yok bence "yiğit bi 10 kontür at leeaann.." diye mesaj atılsa ne yapacak? yok mu diyecek? "jölenden kıs, saç bakımını nafakandan kes at!" demez mi izleyici? der bence..
Etiketler:
metrobüs,
milf,
toplu taşıma
29 Aralık 2009 Salı
kendi çapında avatar
Etiketler:
kendi çapında avatar
20 Aralık 2009 Pazar
pehlivan
lamıcimi için pehlivan vinyeti çizdim. önce tatlı gibi geldi ama kıllandıkça bir itici oldu bir gıcık kaptım inanamazsınız. resmen kıllı olan ben kıldan tiksindim, kıldan iğrendim. bi de duygusal çizmişim üzülmüş garibim. öyle işte.. hem bunu sizle paylaşayım hemde blogumda bir faaliyet olsun bir güzellik olsun dedim.04 Aralık 2009 Cuma
aplikeyşın
yandaki twitter aplikeyşınımda sorun var gibi görünüyor. valla bi kaç kez düzeltmek için uğraştım. düzeltirken olur gibi oldu ama sonra yine gudik şekiller başka tweetler falan.. takip etmek isteyen tatlı insanları http://twitter.com/denizkestane adresine bekleriz.. olmadı düzelene kadar hep beraber yandaki aplikeyşını kollayalım.. hıhımm buydu söylemek istediklerim. görüşürüz o zaman.. :*
Etiketler:
aplikeyşın
24 Kasım 2009 Salı
17 Kasım 2009 Salı
Durul'a dair
bu haftaki gırgır'da yeni bir tip göreceksiniz. ismi durul. bir kaç haftadır çizdiğim bütün karakterlere reklamını yaptırıyorum. aslında reklamı ben yapıyorum tabi. paradoks haline geldi birden... neyse. böyle biraz iddialı bir çıkış gibi, çok süpersonik bir tipleme gibi bir algı doğuyor sanırım böyle fazla reklam yapınca. aslında bu tamamen çizdiğim tipleri sevmemden kaynaklanıyor. örneğin birbirimizin olduk çifti'nin karşı komşumuz olduğunu biliyor muydunuz? muhtemelen bilmiyorsunuzdur. ya da özgecan'ın kemik dergisinde çizdiğim idris karakterinin kuzeni olarak ilk kez lombak dergisinde çizdiğimi de bilmiyorsunuzdur. müşfik için söyleyecek söz bulamıyorum. umarım yaşlanınca onun gibi olmam.bu hafta ilk karikatürünü okuyacağınız tipin adı durul. durul dünyanın en kendi halinde insanı. aslında genel olarak hiçbir macera vaat etmiyor. belki de en büyük özelliği bu sakinliği ve sıradanlığı. en büyük zevki, hevesi tutkusu elinde taşıdığı bim poşeti. hani hepimizin çok sevdiği şeyler vardır ya? bazılarımız misketlerini saklar, bazılarımız oyuncak bebeklerini.. durul hepimiz gibi çocuk. hepimiz gibi kendine ait bir dünyası var. ben onun dünyasını biraz sizlerle paylaşmak istiyorum. durul'un da tek varlığı poşeti. evet bildiğiniz poşet. bu haftaki ilk karikatürü umarım beğenirsiniz. çünkü bir poşet sadece bir poşet değildir.
bu arada bir okuyucu arkadaşımın "uzun süredir bloguna birşeyler yazmıyorsun abi" demesiyle uzun süredir birşeyler yazamadığımı farkettim. takip edenler varsa çok özür... yanda twitter var ama ordan da bakabilirsiniz yahu.
neyse bu vesile ile öptüm.
deniz
31 Ekim 2009 Cumartesi
muzaffer beyin farmville'i
bu haftaki lamıcimi köşesi için anıl'ın çizdiği vinyet... ben çok beğendim bloguma falan koyim dedim. buyrunuz..
Etiketler:
muzaffer beyin farmville'i
17 Ekim 2009 Cumartesi
kaldığımız yerden devam...
lamıcimi köşesi bu çarşamba ve her çarşamba gırgır'da kaldığı yerden devam edecek..
Etiketler:
lamıcimi devam ediyor.
11 Ekim 2009 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


